Ünlü seyyah Evliya Çelebi sirkesi dünyaca meşhur olan Mudanya için sirke dünyası demiştir. Evliya Çelebi; Mudanya’nın bağının bahçesinin çokluğundan yanı sıra da incirinden, üzümünden, üzüm şırasından ve sirkesinden bahseder. Sirkesinden bahsederken “sirkesi meşhur olup dünyaya sirkesi yayıldığından belde isimleri içinde bu şehre “Dârıhal” diye derler” diye yazmıştır.
Mudanya Sirkecisi; dört yüz yıllık gelenek ile hareket ederek, fermantasyon süresini tamamlamış ve cibre yöntemiyle yapılan sirkeyi kullanıma sunmaktadır.
Seyahatnamenin Mudanya ile alakalı bölümü şu şekildedir;
Evliya Çelebi, Seyahatname ‘sinde Mudanya’dan Bursa’ya giderken Nilüfer Köprüsü’nden geçtiğini yazar. 23 Ekim 1640’da Mudanya’yı da şöyle anlatmıştır: Büyükşehir ve eski kale. Dâr-ı hal beldesi, yani Mudanya. Deniz kıyısında, Bursa’nın bakımlı ve gelişmiş bir iskelesidir. Gelen giden gemiler için güvenli, sağlam ve doğal bir limandır. Zira bu Mudanya, İstanbul Körfezi’nin kıblesi tarafında bir köşe bucağa vaki olduğundan yedi zorlu rüzgârdan güvende olmuş ve korunmuştur. Ama Yıldız rüzgârından tam olarak korunmuş değildir. İyi demir tutar, yatak limandır. İskele başında gümrük hanesi vardır. Gelen giden gemilerden ve kara tarafından gelen tüccarlardan öşür alır. On yük akçe iltizam etmektedir. Şehri, deniz kenarında geniş bir alanda kurulmuş olup, kalesi bir alçak kayalı yerde, şeddadi taş yapı, sağlam bir yerleşim yeridir. 721 yılında (1321); Orhan Gazi şehzadeliği sırasında, babası Osman Gazi’nin izniyle ve Sultan Hacı Bektaş-ı Veli’nin duasıyla ilk defa bu kaleyi fethedip, bir daha küffara sığınacak yer olmaması için, kalesini yer yer yıktırmıştır. Ama azıcık şey ile bakımı ve onarımı mümkündür. Bu şehir, Anadolu Eyaletinde Gazi Hüdavendigar Sancağı ki, ilk taht merkezi Bursa’dır, onun voyvodalığıdır ve 150 akçe payesiyle kazadır. Kadıya senede 2 bin kuruş gelir sağlar. Bazı zaman Bursa mollalarına paşmaklık bahası olarak verilir. Hoş bir kazadır. Şehrin bütün evleri baştanbaşa kiremit örtülüdür. Üç camii var. Yedi mescidi, üç hanı, bir hamamı, iki sıbyan mektebi ve iki yüz adet dükkânı var. Ama medrese, dârulkurrâ ve dârulhadisleri yoktur. Zira halkının çoğunluğu Rumlardır.
Suyu ve havasının tatlılığından Urum dilberleri çoktur. Bağı ve bahçeleri de oldukça fazladır. Beğenilen yiyeceklerden; inciri, üzüm şırası ve sirkesi meşhur olup, dünyaya sirkesi yayıldığından, belde isimleri içinde bu şehre Dâr-ı hal derler.